ZURBARAN, Francisco de (1598-1664)
İspanyol ressamı. Manastırlar için gerçekleştirdiği yapıtlarla ün salan Francisco Zurbaran, 1634'te Madrid'e gidip, Velasquez' le birlikte Buen Retino'nun süslemesinde görev aldı. Jerezde la Frontera yakınlarındaki manastırda ve Guadelupe'deki manastırda en başarılı yapıtlarını ortaya koyup, son yapıtlarında sanatı oldukça geriledi. Ölümünden sonra unutulduysa da, XX. yy'da yeniden keşfedildi ve modern sanatın öncüsü sayıldı.
17. yüzyıldaki İspanya’nın din duygusunu daha doğrusu bu duygunun derin sadeliğini herhangi bir ressamdan çok daha başarıyla canlandırmıştır. Saltanat sürdüğü bu mistik dünyada Zurbaran, rakipsizdir. İçe dönük figürlerin yaratıcısıdır.
Eşyanın özelliklerini göstermede, bir yünlü kumaşın pürüzlerini, bir gülün kadife yumuşaklığını, bir elmasın parıltısını canlandırmada şaşılacak derecede ustadır. Zurbaran kontrastı kullanırsa da aydınlatmayı aşırılığa götürmez. Renklerdeki armonide incedir; gümüşilerle esmerler ağır basar. Bu renklerin üzerinde beyazlar, kırmızılar, sarılar, açık morlar oynaşır. Bu bakımdan Zurbaran İspanyol resminin en usta renkçilerinden biridir.
Son derece dindar olan Seville’li Francisco de Zurbaran güney-batıdaki küçük kilise ve manastırlar için çok sayıda dini konulu eser yapmıştır. Ağırbaşlı ve vazıh renklerle boyadığı, vakur ve masif sertliği olan figürlerin yer aldığı eserlerinde mistisizmi realizmle mükemmel surette birleştirerek Karşı Reformasyon teorilerine hizmet etmeyi amaçlamıştı.
Barok üslubu Madrid’e gittiği zaman tanıdı. Acı gerçekçilikle vahşi taassubu bir arada bulduğumuz ve Çoğu Assisi’li Aziz Francis’in hayatıyla ilgili olan resimlerinde bir adamı kendi benliğinden tamamen vazgeçmeye sevkedecek kadar kuvvetli iç duygularını işleyen konuları tekrar tekrar ele almıştır. Aziz Francis’in Meditasyonu’nda (1639, National Gallery, Londra) azizin ruhi durumunu ve Allah’la karşılıklı ateşli konuşmasını resmin gerçek konusu olarak seçmiştir.
Resme hakim olan kahverenginin yanında mistik havayı dağıtacak hiçbir renge yer verilmemiştir. Aziz Hugh’un Mucizesi (c. 1633, Museo Provincial de Bellas Artes, Seville) sahnesinde ise renkler serin ve vazıhtır, hava şeffaftır. Sarih, dik ve yatay hatların hakim olduğu sahnede bir manastırın yemekhanesinde masanın bir tarafına dizilmiş din adamları, karşı tarafta onlara hizmet eden bir çocuk vardır.
Getirdiği yasak yiyecek, et henüz masanın üzerin dedir. O sırada içeri aziz girer ve dokunmasıyla yasak yiyeceği, eti küle çevirir. Azizin elini ete sürerek mucizesini meydana getirdiği an ele alınmakla beraber orada bulunanların ne duruşlarında ne de yüz ifadelerinde mucizeyi izleyen hayret dolu ifade yoktur.