TITIAN, Tiziano Vecellio (Pieve di Cadore,1488-89 ? - Venedik, 1576)

16. yüzyılda, venedik, başta floransa ile olmak üzere, geri kalan bütün İtalyan şehirlerinden her bakımdan farklıydı. denizin ortasında sayısız irili ufaklı ada üzerine oturtulmuş bu beldenin sakinleri, ister istemez tabiatla burun burunaydı.

Öte yandan, romantik kanallarda yansıyan güneşin parıltılarıyla titreşen rengarenk boyalı saraylarla şehir muazzam bir tiyatro dekorunu andırıyordu. en katı yürekli insanın dahi bu şahane güzellikteki manzara karşısında duygulu bir şair olması işten bile değildi.


Cumhuriyetlerin en olgunu olarak nam salmış venedik, yıllar boyunca doğu ticaretinin merkezi olmuş, bu sebeple şehir refahın zirvesine varmıştı. her köşesinde bu göz kamaştıran zenginliğin izlerine satlamak mümkündü. Şehri uzun bir kavis çizerek ikiye bölen büyük kanal'ın ve ona dökülen büyük kanalların iki kıyısını kaplayan muhteşem sarayların dışı, en ünlü ressamların elinden çıkmış kompozisyonlarla süslenmiş, içleri de paha biçilemeyecek değerde eşyalarla döşenmişti.

Avrupa'nın birçok ülkesi, daha orta Çağ'ın koyu kasvetli renkleri içinde boğuşurken, venedik dilberleri en nadide hint kumaşları, yumuşak Çin ipeklileri ile dolaşıyorlardı. günlük hayat, burada her bakımdan hafif, neşeli ve renkli idi. roma ile floransa'da tamamen mantıkla yoğurulmuş mimarlar, heykeltıraşlar, ressamlar, ilim adamları ve filozoflar yetiştirirken, venedik, tacirlerin yanı sıra, tamamen duygu aleminden feyzalan ressam, şair ve müzisyenlerin beşiği oldu.


Resim sanatının babası sayılan titian bir asra yaklaşan uzun hayatı boyunca bu çevrede yaşadı. pırıl pırıl renklerinin ilhamını bu bambaşka alemden aldı ve modern resmin temellerini yine burada attı.

Tiziano vecello'nun doğum tarihi bir bilmece, daha doğrusu bir rakamlar kördüğümüdür. 1476-77 yıllarında doğmuş olması ihtimali olmakla beraber, bazı kayıtlara göre bu tarihin 1488, yahut 1489olması da muhtemeldir. Öte yandan sanat tekamül tarihine göre 1489-90 seneleri en akla uyanıdır. aile adı da aynı tarzda türlü şekil değiştirerek devirden devire başkalaşmıştır. vecello, vecellio veya vecelli. rönesansın en büyük biyografı ve titan'ın çağdaşı vassari, hatıratında ünlü sanatçıdan vecellio adıyla bahsettiği için, biz de bunu kabul ediyoruz.

Titian, dolomitlerde pievre di cadore isimli bir dağ köyünde doğdu. aristokrat bir aileye mensup olan babası, aslında hukukçu idi, ama meslek değiştirerek kereste tüccarı olmuştu. hali vakti yerindeydi. olgun, açık fikirli bir adamdı. annesi zengin bir venedik tacirinin kızıydı. evlerinde kuş sütünden başka her şey bulunurdu. ailesi bir dediğini iki etmezdi.

Titian'ın sanata karşı olan eğilimi küçük yaşta başlar. akranları köşe kapmaca, körebe oynarken, o, serin çam ormanlarına çekilir, orada albrecht dürer'in dağ çiçeklerini ve böcekleri canlandıran zarif gravürlerini kopya ederdi.



Signor vecelli, oğlunun bu istidadını zamanında sezmiş, hiç vakit kaybetmeden, kolundan tuttuğu gibi venedik'e götürmüştü. kendi halinde basit bir dağ köyünden buraya gelen küçük titian'ı hiç alışık olmadığı bu haşmetli manzara bir anda büyüledi. Önünden kapkara gondollarla geçtiği tuğla veya erguvan rengine boyanmış altın yıldız süslemeli saraylar, güneşin son ışıkları altında yıkanırken, heyecandan kalbi duracakmış gibi oluyordu.

Burası onun için fani insanların yaşadığı bir şehir değil, eşine ancak peri masallarında rastlanan sihirli, bambaşka bir alemdi. küçük titian, daha ilk bakışta venedik'e aşık oldu ve ölünceye kadar burasını terk etmemeye karar verdi.



Titian'ın babası, oğlunu önce sebastiano zuccato isimli pek tanınmamış bir ressam ve mozaikçinin yanına verdi. ama bu ustası, genç sanatçıyı pek sarmadı. kısa zaman sonra gentile ve giovanni bellini kardeşler'in atölyesine girdi. bunlar çağdaş venedik sanatı'nın en ünlü temsilcileriydi. gentile bellini'nin tarihimizde önemli bir yeri vardır.

Usta sanatçı 1479'da İstanbul'a gelerek bir yıl müddetle osmanlı sarayı'nda çalışmış, bu arada fatih sultan mehmet'in bir portresini yapmıştır. bu resim, şimdi londra milli galerisi'nin en güzel eserlerindendir. hayat mecmuasının orta sayfalarında bir reprodüksiyonu intişar eden bu resim, diğer taraftan fatih hakkında fikir veren tek resim olması bakımından önemlidir.



Genç titian, bilhassa gentile'nin abisi giovanni'nin yanında, ileride onu kıralların ressamı yapacak olan, hakiki istikametini buldu. bu çevre, palma, sebastiano del piombo ve lorenzo lotto gibi venedik okulu'nun temel taşını teşkil eden sanatçıların gelip geçtiği yerdi. giorgione'yi de burada tanıdı. bu duygulu ressamla aralarında kurulan dostluğun karşılıklı etkileri sanatlarında görülür. bilhassa titian, aziz dostunun sanatına hayrandı ve üslubunu iyiden iyiye benimsemişti.


1508 yılında giorgione ile birlikte o sıralarda alman ticareti'nin venedik'teki merkezi olan fondaco del tedeschi'nin cephesini süslediler. titan, binanın şehre nazır yan duvarında çalışırken, giorgione'de, büyük kanal'a bakan ön kısmını resimledi. ne yazık ki rutubetli hava kısa zamanda bunları yok etti. bugün bunların hiçbiri mevcut değildir.



İki yıl müddetle bu aziz dostu ile çalıştı. 1510'da giorgione henüz otuz dört yaşında iken vebadan öldü. titian, bir yıl sonra padua'ya giderek orada scuola del santo ile scuola del carmine'nin fresklerini yaptı. bu resimlerden bilhassa sonuncusunda sanatçının gelecekteki çalışmalarının esas unsuru olan gölge ışık tekniği en belirli şekilde göze çarpar.



1513'te tekrar venedik'e dönünce palazzo ducale'nin büyük toplantı salonu için muazzam bir kompozisyon yapmaya başladı. aynı yıl, papa x. leo, kendisini roma'ya davet etti. ama sanatçı, bu teklifi kabul etmedi. kendine tam anlamıyla güveni olmadan böyle bir maceraya atılmak istemiyordu. henüz çok gençti ve roma gibi korkunç bir alanda zamanın büyük şöhretleriyle boy ölçüşmenin ne kötü sonuçlar doğurabileceğini de biliyordu.

Sebastiano del piombo işte bunlardan biriydi. roma'da talihini denemeye yeltenmiş olan bu venedikli sanatçı, burada sönüp gitmişti. titian bu fikrinde ısrar ederek şöhreti bütün avrupa'ya yayıldıktan, kıralların ressamı olduktan ve asalet unvanları ile taltif edildikten sonra; ancak 1545 yılında roma'ya gidecektir. portre sanatının en büyük şaheserlerinde flora resmini yine bu senelerde yaptı.


1516'da ustası giovanni bellini ölünce venedik cumhuriyeti'nin başressamı ünvanını aldı. dükalık makamına oturacak olan her siyaset adamının ayrı ayrı portrelerini yapacaktı. Şöhrete giden asıl yol, işte şimdi başlıyordu.



Bu senelerde titian, hala aziz dostu giorgione'nin tesiri altında bulunuyordu. bu arada dostunun ölümü ile yarıda kalan bazı resimlerini de tamamlamıştı.

En kalburüstü sanat tenkidcileri bile uzun zaman iki ressamın üslup farklarını birbirinden ayıramadılar. bugün floransa'da palazzo pitti'de bulunan konser isimli tablo uzun yıllar giorgione'nin eseri sanıldığı halde, aslında titian'a aittir. bundan başka, sanatçının din konuları dışında ele aldığı mevzularda, giorgione'ye benzeyen tarafları çoktur. manzaraların içinde erimiş gibi duran çıplak kadın vücutları; yaratıcı kuvvet ifadesi olarak tabiat, renk ışık yansımaları ve ana konu ile doğrudan doğruya ilgisi, mantık yönünden hiçbir izahı olmayan figürlerin kompozisyonlara dahil edilmesi bu meyandadır.

Kutsal ve dünyasal aşk isimli resimde pınar başında oturan iki kadın görülür. arkada da bir manzara gözün alabildiğine uzanır. resmin ne ifade etmek istediği belli değildir. kutsal ve dünyasal aşk ismi, resme, titian'ın ölümünden çok sonra verilmiştir. rivayete göre, sanatçı resme aslında yıkananlar adını takmıştır. yani hiçbir şey ifade etmeyen ve olayla zerre kadar ilgisi olmayan bomboş bir isim. rönesans resmi, teknik yönden ne kadar mükemmelse, konu bakımından da çoğu zaman o derece anlaşılmazdı.

İlk bakışta, titian'ın bu ilk devirleriyle giorgione arasında resim tekniği ve ifade bakımından fark olmadığı sanılırsa da, dikkatle tetkik edildiği takdirde, birincisinde teferruatın daha sade olarak işlendiği ve resimlere daha büyük bir duygunun hakim olduğu görülür. aslında da işçilik titian'da daha olgundu. buna mukabil, onda giorgione'ye has şiir ve melankoli pek yoktu.



İlk defa giorgione tarafından yaratılan bu ifade tarzı öylesine benimsenmişti ki, titian'ın resimleri adeta kapışılıyordu. venedik okulu'nun o devir için en büyük temsilcisinin şöhreti kısa zamanda yayıldı. dük alfanso d'este, kendisini 1516 yılında ferrara sarayı'na çağırdı. burada kaldığı zaman içerisinde konusunu mitolojiden aldığı üç önemli eserini verdi.

Önce venüs'e kurban isimli resmi, bundan sonra konusunu eski yunan yazarı philostratus'un tasvirinden aldığı baküs bayramı'nı yaptı. resim, andros adası sakinlerini bir aşk ve şarap bayramı esnasında gösterir. realist bir tarzda ele alınmış konuda, koyu kırmızı ve mavi armonileri içinde, kadınların altın sarısı ten rengi ile, erkeklerin mitolojik iblislere has koyu renkleri güzel bir tezat halindedir. sanatçı, bu insan topluluğunu beyaz bulutlarla kaplı şahane bir manzara ile çevrelemiştir. güneşin son ışıkları ile yıkanan bir kır ve yakut rengi deniz, kompozisyonu tamamlayan unsurlardır.

İnsan topluluğunun darmadağınık hareketi, konuya uygun olmakla beraber, modern gözler için aksak tarafı; şahıslardan hiçbirinde en ufak bir heyecan izinin bile bulunmamasıdır. bunu da rönesans'ın sanat idealinde aramak gerekir. rönesans için insan, adi duygulardan nasibini almamış, ilahlar seviyesinde tertemiz bir varlıktır. nitekim resmin ön planında görülen harikulade çıplak kadın, kupasını boşaltarak sarhoş olduğu halde, antik sanatın «uyuyan ariadne»si kadar saf ve tertemizdir. Çevresinde olup bitenlere karşı tamamen lakayıttır.



Baküs ve ariadne isimli eser, gene bu devrin mahsülüdür. alfonso d'este, sarayı için yaptırdığı bu resimlerle, zamanın en güzel malikanelerinden birine sahip olmakla övünen kızkardeşi isabella'nın mantua'daki sarayı ile rekabet etmek istiyordu. bu çekişme, titian'a çok yaradı; gün geçtikçe gelişti, üslubu gittikçe olgunlaştı. resimleri artık hakiki bir renk senfonisi haline gelmişti. bu senfoniyi meydana getiren renk şeması, armoni kurallarının en ustaca şekliyle işlenmişti.



Tuhaftır, titian, renkte bu derece büyük ustalık gösterdiği halde, çizgi yönünden cılız kalıyordu. esasen çigiye hayatı boyunca, isteyerek veya istemeyerek, üvey evlat muamelesi yapmıştı. giorgio vasari, titian için, «Şayet michelangelo'daki desen ondan olsaydı, dünyanın en büyük ressamı olurdu» demiştir. Ünlü tenkidci bu görüşünde yerden göğe kadar haklıydı.



Yıllar ilerledikçe titian, gölge ve ışık oyunlarına kendisini iyiden iyiye kaptırdı. manzara ve insan vücutlarını, batan güneşin son ışıklarıyla yıkamaktan büyük zevk duyuyordu. artık dostu giorgione'nin etkisi kalmamıştı. bu sıralarda ele aldığı venedik'teki santa maria dei frari kilisesi'nin resimleri bunu gösterir. gayesi, dini, günün sanat cereyanı ile bağdaştırmaktı. bu kilise için yaptığı assunta, ışık gölge tekniğinin en büyük şaheserlerindendir. bundan sonra ele aldığı dini konularda da sanatın beşeri unsurlarına sadık kaldı. bütün bu renk ve ışık oyunlarına rağmen resimlerini dört başı mamur granit blokları gibi sapasağlam inşa etmesini de bildi.



Titian, çalışma esnasında çok titizdi. bir müddet atölyesine çırak olarak giren tintoretto'yu, üç gün sonra, şu sözlerle evine yolladı.

- sen asla ressam olamazsın yavrum. onun için git, babana benden selam söyle, seni vakit kaybetmeden bir badanacının yanına çırak versin.

Oysaki titan'ın badanacı çıraklığına layık gördüğü tintoretto, sonradan venedik okulu'nun en ünlü ressamlarından oldu.



Bu senelerde ele aldığı konularda titian'da realiteyi bütün çıplaklığıyla ortaya atmak eğilimi vardı. bu realiteyi ifade etmek için en uygun zemin hiç şüphe yok ki, portre idi. İşte titian'ın şöhretini bir kat arttıran portreciliği bu sıralarda başladı.


Portreciliğin venedik sanatı'ndaki yeri zaten öteden beri önemliydi. titian ortaya çıkınca, venedik, hatta bütün İtalya'nın kalburüstü simaları, bu sanatçının şahsında aradıkları adamı buldular. alfonso d'este'den sonra mantua sarayı'na davet edildi. federico gonzaga, kendisine, mantua'daki sarayı için on iki sezar resmi sipariş etti. artık İtalya'da girmediği saray yoktu. titian'a portre yaptırmak, aristokrasi için günün modası haline gelmişti. o ana kadar hiçbir sanatçıya nasip olmayan itibarı bu adam görecekti.



Mantua sarayı'ndan sonra, sırasıyla ulbino sarayı'na ve bologna'ya gitti. burada xv. charles'ın ilk portresini yaptı. yine bu sıralarda modern gazeteceliğin kurucusu sayılan aretino ile tanıştı. korkunç zekası ile nam salmış bu adam, arkadaşını tanıtmak için var gücüyle çalışıyor, bu niyetle çalmadığı kapı bırakmıyordu.



Sanatına hayran olan aretino, bir dostuna yazdığı mektupta, titian'ın evine gelen sayısız ziyaretçiyi anlatmak için şöyle diyordu: «evinin merdiveni, zaferden dönen roma arabalarının tekerlekleri altında aşınan kapitol kaldırımları'ndan daha çok yıpranmıştı.»


Maceraperest aretino'nun bahsettiği bu ev, venedik'in kuzeyinde, birri grande isimli bölgede bulunuyordu. ev; murano'ya bakıyor, çok geride de dolomitler seçilebiliyordu. İşte hayata gözlerini açtığı dağ köyü buradaydı. evinin bahçesi, venedik'te durak yapan namlı kimselerin uğrağı idi. Şairler, müzisyenler ve tabi ressamlar burada toplanırlar; önce usta sanatçının resimlerine, sonra da bahçeye karşı duydukları hayranlığı ifade için kelime bulamazlardı. güneş batarken taraçada sofra kurulur, gece yarılarına kadar önlerinden geçen, içi birbirinden güzel kadınlar ve çalgıcılar dolu gondollar seyredilirdi.

Netice olarak titian, daima realiteyi aradığı halde kendisi, etrafını çepeçevre saran renkli bir cemiyette, bir yeryüzü ilahı gibi yaşıyordu. aslında resimlerine hakim olan hava da buydu. bu renk, zenginlik, derinlik ve hareket içinde yaşadığı zamanın toplu bir ifadesi idi. o, her haliyle devrini yaşıyordu. kıralların, prenslerin, ünlü siyaset ve din adamlarının ona itibar etmelerine sebep, bu dahi sanatçının şahsında kendilerinden ve içinde yaşadıkları çevreden bir parça bulunmaktaydı.

1545 yılında kardinal bembo'nun daveti üzerinde roma'ya gittiği zaman, kırallar gibi karşılandı. papa onu sevgiyle bağrına bastı. birkaç ay sonra da kendisine büyük törenle roma hemşehriliği payesi verildi. burada bulunduğu zaman zarfında, michelangelo'nun ve raphael'in eserlerini doya doya seyretti. hele michelangelo'nun muazzam hacimler halindeki çalışma tarzına hayran kaldı.

Papa iii. paul ve yeğenleri isimli resimde, michelangelo'nun teknik yönden etkisi belirli şekilde görülür. resme kuvvetli bir kırmızı hakim olmakla beraber, ifade unsuru çok değişiktir. karakterler ön plana alınmıştır. yaşlı papa'nın yüzündeki sert fırça darbeleri genç yeğenleriyle büyük tezat teşkil eder; resme tam manasıyla dramatik unsurlar hakimdir. bir ayağı çukurda, çökmüş bir ihtiyarla, henüz hayatlarının baharında bulunan iki genç, bu güzel kompozisyonda en mükemmel şekilde dile getirilmiştir.

Titian, artık şöhretin en üstün noktasına ulaşmıştı. 1547'de xv. charles, kendisini yeniden davet etti. bologna'ya giderek, İmparator'un bir portresini daha yaptı. burada sanatçıya en büyük asalet ünvanı verildi: «tiziano vecellio, palatin kontu ve altın mahmuz nişanı Şövalyesi».


Artık ona bir portre yaptırmak, bir asalet beratı, dini tablolarından birini satın almak, sosyal bir ihtiyaç, mitolojik resimlerinden birine sahip olmak da en büyük zevk örneği idi. sanatçı, çevresinin, kendisine karşı gösterdiğı bu yakınlıktan, tabii, azami şekilde faydalandı.



1548 yılında İmparator xv. charles, titian'ı augsburg'a davet ederek bütün saray mensuplarının portrelerini yaptırdı. bunların en önemlisi, İmparatoru at üstünde mühlberg savaşı esnasında gösteren tablodur. kızıla boyanmış fırtına bulutları, altın ve gümüş işlemeli kapkara atın hareketi, resme efsanevi bir hava katmaktadır. bu sanatçının en olgun eserlerinden biri sayılır.

İki yıl sonra diet meclisi'nin toplanması münasebetiyle tekrar augsburg'a çağırıldı. gene birçok portre arasında küçük philip'in portresini de yaptı. prens philip, sonradan İspanya tahtı'na ii. philip olarak geçince, kendisine muntazaman türlü konularda resimler gönderdi. madrid'deki prado müzesi'nin titian tabloları yönünden bu derece zengin olması bundan ileri gelir.


Artık fani bir varlığa nasip olabilecek bütün maddi ve manevi servetlere sahip olmuş, şöhreti çoktan avrupa'nun en ücra köşelerine kadar ulaşmıştı. nihayet dolaşmaktan usandığı için tamamen venedik'e yerleşmeye karar verdi. bundan sona kıralların, prenslerin davetine gitmeyecek, onlar onun ayağına geleceklerdi. taparcasına sevdiği bu şehri ölümüne kadar terketmedi. yaratma kudretinin en bağımsız eserlerini bu senelerde verdi. hangi konuyu işlese münakaşasız kabul ediliyordu. artık resimleri, dramatik etkilerin hakim olduğu büyük renk lekeleri halinde ortaya çıkıyordu. Çizgileri bu renk alemi içinde eriyordu.


Adem ile havva bu devrin mahsulüdür. bu resme de çigiden ziyade bir renk mimarisi hakimdir. hayatının en son bölümünde dini olmayan konularla uğraştı. İlk yaratmaları ile bunlar arasında teknik yönden belirli farklar göze çarpar. gençlik eseri olan baküs bayramı ile bu devirde yaptığı Çoban ve su perisi veya danae resimleri çok farklıdır. burada tekrar giorgione'nin lirizmi sezilmektedir. yalnız bu şiir, olgun bir ışık gölge anlamı ile yoğrulmuştur. titian böylece hayatı boyunca ele aldığı realizme veda etmektedir.


Danae perseus'un mustakbel anasının, jüpiter tarafından iğfal edilmesini gösterir. jüpiter, güzel danae'nin muhafaza edildiği kuleyi ele geçireceği yerde, gökten altın yağdırır. bir tiyatro sahnesini andıran resim, kırmızı, altın yaldız ve kahverengiden müteşekkil sıcak renkler kompozisyonudur. güzel danae'nin istekli ama temkinli ve asil bakışı yanında gökten düşen altınlara hayretle saldıran uşağın bayağı hali, rönesans'a has ifade şeklinin güzel bir örneğidir.



İtalyan rönesansı'nın sanat idealinden yukarıda bahsetmiştik. yani en çapraşık konular içinde bile kişiler, zarafetlerinden ve şahsiyetlerinden hiçbir şey kaybetmezler. asalet burada her şeyden önce gelir.



Hayatının bu son yıllarında yaptığı en güzel eserlerden biri de kendi portresi oldu. bu resimde artık ışıl ışıl renklerden eser kalmamıştı. sanatçı belki de bununla sönen bir hayatı ifade etmek ister. vücut hayal meyal seçilen bir lekeden ibarettir. elleri aydınlatan ışık, donuk ve siliktir. yüz artık bu dünyanın malı değildir.



1566 yılında, giorgio vasari, gözlerinin feri kaçmış, titrek ihtiyarın son resimlerini gördüğü zaman, o ana kadar yaratılmış sanatın en saf ve en mücerredi ile karşı karşıya bulunduğunu anladı. vasari'nin o esnada keşfettiği şey, geleceğin sanatı için önemliydi. bu resimler uzaktan bakıldıkça değerleniyordu. Şayet vasari, birkaç yüzyıl sonra ortaya çıkacak olan impressionism'den haberdar olsaydı, titian'ın bu cereyanın önderi olduğunu kesin olarak kabul etmek zorunda kalacaktı.



Ünlü alman şairi ve fikir adamı goethe, titian'ın son resimleri için şöyle demiştir. «sanatçı gençlik çağlarında taştan daha sağlam olarak inşa ettiği eserlerini, son yıllarında sadece birer sembol halinde çizdi. yani önceleri bir kadife kumaşı, en ince teferruatına kadar işlerken, sonradan aynı kadifeyi sadece fikir olarak vermekle yetindi.»


Sanatçının birbirinden farklı yaratma devreleri, goethe'nin bu sözleri ile ifade edilmiş oluyor. gençliğinde, en yüksek noktasında bulunan rönesans'ın sağlam temellere dayanan iyimser üslubunu iyiden iyiye benimsemişti. delikanlılık çağında yaptığı resimlerde ölçülü bir kompozisyon tekniği, zarif ve şahane figürler, parlak renkler göze çarpar. sonradan avrupa, kilisenin mutlak hakimiyeti altına girince, konularını günün modasına uydurur.

Çağdaşları gibi sanatına bu sefer mistik bir hava hakim olmuştur. İç alemi dile getirmeye başları. hayatının son bölümünde ise bu iç alem büsbütün kuvvet kazanır. sanatçı artık şekilci değil, tamamen muhtevacıdır. michelangelo veya rambrandt'ın son eserleri gibi bunlar da insan ruhunun zaman ve çevreye sığmayacak kudrette bir ifadesidir.



Bir asra yakın uzun bir hayattan sonra 1576 yılında gözlerini hayata yumunca, geride bıraktığı eserlerin hepsi de yüzyıllar boyunca bütün tazeliğini muhafaza etmiş ve türlü cereyanları ezip geçtikten sonra dipdiri olarak zamanımıza kadar gelmiştir.

Titian'a sahip çıktılar

40 plastik sanatçı,16'ncı yüzyıl ressamı Titian'ın iki tablosunun İngiltere'de kalarak halka açık sergilenmeleri için bir araya geldi..


İngiltere'de bir grup plastik sanatçı, 16'ncı yüzyıl Rönesans ressamı Titan'ın 200 yıldan bu yana halka açık sergilenen ve yakında el değiştirmesi sözkonusu olan iki ayrı paha biçilmez tablosunu ülkede tutmak için hükümetten yardım istedi. Aralarında Lucian Freud, Damien Hirst, Antony Gormley ve David Hockney'nin de bulunduğu 40 ressamın imzaladığı mektubu önceki gün Kıbrıs doğumlu güncel sanatçı Tracey Emin, Londra Downing Caddesi 10 numarada bulunan Başbakanlık konutuna bıraktı.

Başbakan Gordon Brown'a hitaben yazılan mektupta ressamlar hükümetten, Titan resimlerinin ulusal galerilerde sergilenmeye devam edilmesini sağlamak için satın alma çabalarına maddi katkıda bulunmasını istedi. Nesillerdir sanatçılara ilham kaynağı olan eserlerin yabancılara satılarak yurtdışına çıkmasını engellemek amacında olan sanatçılar, ulusal sanat değerlerinin ulusal galerilerde sergilenmesi gerektiği inancında olduklarını belirtti.

Bu iki tablo, İtalyan rönesans ressamı Titan'ın, Ovid'in mitolojik olarak dünyanın yaradılışı ve tarihini anlatan 'Metamorphoses' şiirinden ilham alarak, 1556-1559 tarihleri arasında İspanya kralı II. Philip için yaptığı seri halindeki 7 tablodan ikisi. Sahibinin ise Sutherland Dükü'nün İskoçya Ulusal Galerisi'ne sattığı resimlerden 'Diana ve Actaeon' için gelecek ay sonuna kadar 50 milyon sterlin toplanması gerekiyor. Titan'ın aynı galerideki diğer tablosu olan 'Diana and Callisto'nun üç yıl içinde satılması için de 50 milyon sterlin daha gerekecek.

DÜNYANIN EN İYİLERİNDEN
Ekonomik resesyon döneminde sanatın halk için taşıdığı öneme dikkat çekilen mektupta, Titan'ın özel ellerdeki bu resimlerinin dünyadaki en iyiler arasında olduğu ve iki yüzyıldan daha uzun süredir Britanya'da bulunduğu ve 1945 yılından bu yana da İskoçya Ulusal Galerisi'nde devamlı halka açık sergilendiğine dikkat çekildi. Ayrıca zor zamanlarda geçmişin mirasının ve güncel sanatın her zamankinden daha önemli olduğu belirtildi.

İngiliz The Independent gazetesine göre İskoçya Hükümeti kampanyaya ne kadar olduğu açıklanmayan bir miktarda maddi destek verdi. Heykeltıraş Gormley ve sanatçı eşi Vikran da bağışta bulunma önerisi getirdi. İki tablo serbest piyasada satışa çıkarılması durumunda 300 milyon sterlin kadar gelir getirebileceği tahmin ediliyor.

Tablonun satış fiyatının ucuz olduğunu, hükümetin yardımcı olmaması için bir neden olmadığını belirten Tracy Emin, milli değerlerin yurt içinde tutulmasını sağlamanın devletin görevi olduğu görüşünü belirterek, "Hükümet bu tabloları almaz ve bir Rus oligark alır da bir daha görülmezlerse bu utanç verici olur. Karşılayamayacağımız ve daha sonra bakamayacağımız olimpiyatları inşa ediyoruz. Bu ülke çirkin olan savaşı desteklemeye kararlı. Gerçekten güzel olanı neden korumayalım" diye konuştu. Perihan KORKMAZ LONDRA 12.11.2008

 

Online Sayaç