Fransız ressam. Ondokuzuncu yüzyılda modern hayatı konu alan resimler yapmaya başlamış ilk ressamlardan. Gerçekçilik akımından izlenimciliğe geçişte çok önemli bir rol oynadı. İlk dönem başyapıtlarından Kırda Öğle Yemeği ve Olympia, kendisinden genç ressamlara esin kaynağı oldu ve o ressamlar izlenimciliğin en önemli isimleri oldular. Günümüzde, bu iki resim, modern sanatın başlangıcı kabul edilir.

Hayatı ve çalışmaları
Gençlik yılları, 1866-1868
Édouard Manet, 23 Ocak 1832'de Paris'te varlıklı ve birbirine bağlı bir ailenin üyesi olarak doğdu. Annesi, Eugénie-Desirée Fournier, İsveç Prensi Charles Bernadotte'nin torunuydu. Babası, Auguste Manet ise Fransız bir yargıçtı ve oğlunun da tıpkı kendisi gibi hukuk alanında kariyer yapmasını istiyordu. Dayısı, Charles Fournier, yeğenini resim yapması konusunda teşvik etti ve sık sık Louvre'a götürdü.

1845 yılında, dayısının tavsiyesiyle, Manet çizim konusunda özel ders almaya başladı. Bu dersler sırasında ileride Güzel Sanatlar Bakanlığı yapacak olan Antonin Proust ile tanıştı. Proust-Manet dostluğu yaşamlarının sonuna kadar sürdü.

1848 yılında, babası isteği ile bir eğitim gemisiyle Rio de Janeiro'ya doğru yola çıktı. Deniz Kuvvetleri sınavına iki kere girip başarısız olduktan sonra babası sanat eğitimi almasına izin verdi.
.jpg)
Manet, 1850'den 1856'ya kadar, geniş tarihi tabloları ile tanınan Thomas Couture isimli akademik bir ressamla birlikte çalıştı. Boş zamanlarında ise Louvre'daki büyük başyapıtları kopyalıyordu.

1853 ile 1856 arasında Almanya, İtalya ve Hollanda'yı ziyaret etti. Bu ziyaretler sırasında Frans Hals, Diego Velázquez ve Francisco Goya'nın eserlerini inceleme fırsatı buldu. Bu üç ressamdan çok etkilendi ve daha sonraki çalışmalarında onların eserlerinden esinlendi.

1856 yılında kendi atölyesini açtı. Bu dönemdeki tarzı fırça darbelerini serbest bırakan, detayları basitleştiren ve geçiş tonlarını yok eden olarak tanımlanabilir. Bu stilini Gustave Courbet tarafından başlatılan gerçekçilik akımına adapte eden Manet, Absint İçicisi (1858-59) isimli tablosunu çizdi. Onun dışında ise şarkıcılar, çingeneler, kafelerdeki insanlar, boğa güreşleri, dilenciler gibi çağdaş konularla ilgilendi. Gençlik yıllarının ardından dini, tarihi ya da mitolojik konuları resimlerinde çok az konu edindi.

Tuileries'de Müzik, Manet'nin ilk dönem çalışmalarından biridir ve o dönemdeki tarzını yansıtır. Tabloda, Frans Hals ve Diego Velázquez'den esinlenmeler görülür. Ayrıca, ressamın hayatının sonuna kadar ilgileneceği "boş zaman" konusunun da habercisidir. Resim bazıları tarafından tamamlanmamış olarak tanımladı. O dönemde Tuileries Bahçeleri'nin müzik ve sohbetle dolu atmosferi izlenebilir.

Bu resimde, Manet, arkadaşlarını, ressamları, yazarları ve müzisyenleri anlattı. Bütün bu karakterlerin arasına kendi otoportresini de ekledi.

Sanatçının en önemli erken dönem çalışmalarından biri de "Kırda Öğle Yemeği" idi. 1863 yılında Paris Salon'un yıllık sergisi tarafından reddedilen Manet, bir sonraki sene resmi "Reddedilenler Salonu"'nda sergiledi.
_(1).jpg)
3. Napolyon "Reddedilenler Salonu"'nu, 1863 yılında, Paris Salon'un 4000'den fazla eseri reddetmesinden sonra kurmuştu.

Tabloda giyinik bir erkekle tamamen çıplak bir kadının yan yana oturmasının zıtlığı ilgi çekti. Ayrıca eskize benzeyen basitleşmiş çizim de Manet'yi Courbet'ten ayıran bir gelişmeydi. Aynı zamanda, Manet'nin kompozisyonunda onun eski başyapıtlar üzerine yaptığı çalışma da fark ediliyordu. Ana karakterlerin oturma düzeni Marcantonio Raimondi'nin 1515 yılında çizdiği "Judgment of Paris" isimli tablosunu anımsatıyordu.

Uzmanlar ayrıca, Manet'nin bu çalışmasının iki büyük rönesans resmi olan Giorgione ve Titian'ın Pastoral Concert, ile The Tempest'ini de anımsattığını söylediler. "The Tempest" Venedik'teki Gallerie dell'Accademia'dadır. Bu gizemli resimde de giyinik bir adamla çıplak bir kadın kırsal bir mekandadırlar. Adam solda ayaktadır ve kadın, çimenlerin üzerinde bebeğini beslemektedir. Uzaktaki karanlık bulutlar gelecek olan bir fırtınanın belirtisi gibidir. Resimdeki iki karakterin birbirleri ile olan ilişkileri ise belirsizdir.

Pastoral Concert, ise Louvre'un koleksiyonundadır. Bu resimde giyinik iki adam kırda oturmuş birbirine bakmaktadırlar. Sol taraftaki adam bir ud çalmaktadır, sağdaki ise dikkatle ona bakıp dinlemektedir. Ön tarafta ise iki çıplak kadın, erkeklere eşlik etmektedir. Kadınların birinin elinde flüt vardır, diğeri ise sürahi taşımaktadır. Arka planda ise uzakta bir ev, bazı ağaçlar ve bir çoban görünmektedir.
Tıpkı "Kırda Öğle Yemeği"'nde olduğu gibi Olympia tablosunda da Manet Rönesans ressamlarını anmaktadır. Resimdeki çıplak kadının pozu Titian'ın Urbino'nun Venüsü'nü (1538) ve Francisco Goya'nın Çıplak Maja'sını (1800) anımsatmaktadır.

Resmin tartışılmasının sebeplerinden biri de çıplak modelin tam olarak çıplak olmamasıdır. Saçlarındaki orkide, boynundaki kurdela, bilezik ve terlikler onun çıplaklığını ve seksapelini daha çok vurgulamakta ve zenginlerle düşüp kalkan rahat bir yaşama sahip hayat kadını imajını güçlendirmektedir.

Orkide, tepede toplanmış saçlar, siyah kedi ve bir buket çiçek de o dönemlerde cinselliğin simgeleriydi. Bu modern Venüs vücudu standartlara göre incedir. Buradan da resimdeki idealize etme eksikliği fark edilebilir. Arkada duran tamamen giyinik hizmetçinin kıyafetleri ve bir fahişeye hizmet ediyor olması ortamdaki cinsel gerilimi arttıran bir faktördür.
Manet, Olympia'nun durgunluğunda Japon sanatından etkilendi. Bu durgunluk onu daha insani ve daha az şehvetli gösterir. Bazı yorumlara göre hizmetçisinin ona sunduğu çiçekleri gönderen müşterisine bakmaktadır. Bir diğer "Olympia" sergilendikten sonra pek çok tepkiyle karşılaştı. Karikatürlerde, resimlerde, eskizlerde sık sık Manet'nin çıplağına göndermeler yapıldı. Pablo Picasso, Paul Gauguin, Gustave Courbet, Paul Cézanne ve Claude Monet resmin önemini takdir eden ressamlar arasındaydı.

Sanatındaki ve hayatındaki gelişmeler
Eserlerindeki bitmemişlik duygusu ve fotoğraf benzeri ışıklandırma, bu çalışmaların modern olarak görünmesine sebep oluyordu ve Manet'nin kopyaladığı ya da kaynak olarak kullandığı rönesans eserleri ile tezat oluşturuyordu. Resimlerinin "erken dönem modern" olarak tanımlanmasının bir sebebi de şekillerin arka planı olarak siyah renk kullanmasıydı. Böylece resme bakanın dikkati şekillerde yoğunlaşıyordu.

Manet, izlenimcilik akımının öncüleri olan Edgar Degas, Claude Monet, Pierre-Auguste Renoir, Alfred Sisley, Paul Cézanne ve Camille Pissarro gibi ressamlarla arkadaştı. Yine bu grubun içinde yer alan Berthe Morisot, sanatçıyı da kendi aktivitelerinin içine çekiyordu. Berthe, ressam Jean-Honoré Fragonard'ın torunuydu ve ilk defa 1864 yılında Paris Salon'a kabul edildi. Bu tarihten sonra 10 sene daha eserlerini orada sergilemeye devam etti.


Manet ve Berthe Morisot 1868'de tanıştılar. Morisot, Manet'yi kendisiyle birlikte açık havada resim yapmaya ikna etti. Berthe'yi bu şekilde bir çalışmaya arkadaşı Camille Corot alıştırmıştı.
Manet ve Morisot birbirinden çok şey öğrendi. Manet, Berthe'nin bazı tekniklerini kimi resimlerinde kullandı. 1874 yılında, Berthe, Manet'nin erkek kardeşi Eugene ile evlenerek aileye de girdi.

İzlenimcilerin çekirdek grubunun aksine, Manet eserlerini bağımsız sergiler yerine Paris Salon'da sergilemeyi tercih etti. Fakat, 1867 yılında yurtiçi sergiden çıkartılınca kendi sergisini açtı. Bu sergideki eserleri önemli eleştirmenlerden kötü yorumlar aldı. Yine bu dönemde Degas gibi izlenimci ressamlarla ilk defa ilişki kurdu.
Her ne kadar izlenimcilik akımına çalışmaları ile esin kaynağı olmuş ve desteklemişse de izlenimci sergilere katılmakta direnç gösterdi. Bunun sebebi hem bu grubun bir üyesi olarak görünmek istememesi hem de Paris Salon'da sergi açmayı tercih etmesiydi. Öğrenci de kabul etmeyen Manet'nin tek istisnası Eva Gonzalès oldu.

Manet, besteci Emmanuel Chabrier ile çok yakın dosttu. Onun iki tane portresini de yaptı. Müzisyen, ressamın 14 adet tablosuna sahipti ve bestesi Impromptu'yu Manet'nin eşine adadı.

Yaşamı boyunca, eleştirmenlerle arası iyi olmadı. Buna rağmen Émile Zola onu kamuoyunda her zaman savundu ve destekledi. Stéphane Mallarmé ve Charles Baudelaire ile de arkadaştı ve ikisinin de portrelerini çizdi.

Kafe manzaraları
Manet'nin kafe manzaraları içeren resimlerin ondokuzuncu yüzyılda Paris'teki sosyal yaşam hakkında gözlem yapılmasına yardımcı olur. Ressam, insanları müzik dinlerken, bira içerken, flört ederken, bir şeyler okurken ya da beklerken çizdi. Çoğunlukla Rochechourt Bulvarı'ndaki Brasserie Reichshoffen'i ziyaret etti.

Örneğin 1878'de çizdiği Kafede isimli tablosu orayı anlatmaktadır. Bu eserde, pek çok insan barda durmaktadır. Bir kadın resmi izleyenin önünde dururken diğerleri kendilerine servis yapılmasını beklemektedir. Bu resimlerin havası Frans Hals ve Velázquez'in çalışmalarını anımsatmaktadır. Bohem hayattan, kent yaşamından, çalışan insanlardan ve burjuvaziden anlık görüntüler gibidirler.

Corner of a Cafe Concert isimli tabloda ise bir adam sigara içerken arkasındaki garson kadın içkileri servis etmektedir. "Bira İçenler"'de ise bir kadın ve arkadaşı birlikte bira içmektedirler. Manet, ayrıca sık sık Pere Lathuille's isimli Avenue de Clichy üzerindeki restoranda da vakit geçirdi. Örneğin "Pere Lathuille's'de" isimli tablosunu orada çizdi.

"Le Bon Bock"'da ise şişman, neşeli ve sakallı bir erkek bir elinde bira diğer elinde pipo ile oturmaktayken, resimdeki diğer erkek direkt izleyicinin gözlerine bakmaktadır.

Sosyal aktivitelerin resimleri
Manet, yüksek sınıfın eğlencelerini ve sosyal aktivitelerini de resimlerine konu etti. Örneğin, "Operadaki Maskeli Balo" isimli tablosunda, ressam canlı kalabalığın bir partide eğlenmesini anlattı. Eserde, melon şapkalı, uzun siyah smokinli erkekler maskeli ve parti kostümü giymiş kadınlarla sohbet ederler. Manet, bu çalışmasına, arkadaşlarının portrelerini de ekledi.

Ressam, dönemin popüler diğer aktivitelerine de resimlerinde değindi. Mesela, "Longchamp'de Yarış" isimli eserinde, at yarışı esnasında jokerlerin heyecanını ve enerjisini izleyene yansıttı. "Patenle Kayış"'da ise iyi giyimli bir kadın ön plandadır ve diğerleri bu kadının arkasında paten kaymaktadırlar. Ressam, çoğunlukla eserinde öznesinin arkasında bir kent yaşamını anlattı ve esere bakıldığında bu yaşamın çerçeveden taşarak devam ettiği düşündürttü.

Uluslararası Sergiden Görüntü isimli tabloda ise askerler ayakta ya da oturarak dinlenmektedirler ve konuşmaktadırlar. Bir bahçıvan, köpekli bir çocuk, at sırtında bir kadın da resimdedirler. Kısaca, Paris'teki farklı sınıflardan ve yaşlardan insan manzarasıdır.

Savaş
Manet'in çalışmalarında eğildiği modern yaşam temasına savaş da dahildi. Ressamın savaşı konu alan resimleri "tarih resimciliği"nin modern ve güncellenmiş yorumları olarak düşünülebilir. Bu şekildeki ilk çalışması 1864 yılında yaptığı Kearsarge ve Alabama Muharebesi isimli çalışmadır. Bu çalışmada, Amerikan İç Savaşı'ndaki bir deniz çatışması konu edildi.

Manet'nin bir diğer ilgisi de Fransa'nın Meksika'ya olan müdahalesi oldu. 1867'den 1869'a kadar Manet, "İmparator Maximilian'ın infazı" tablosunun üç ayrı versiyonunu yaptı. İnfazın değişik versiyonları ressamın yaptığı en büyük resimlerdi. Bundan da Manet'nin en önemsediği tema olduğu çıkarımı yapılabilir. Konusu 3. Napolyon'un altındaki bir manganın Meksikalı bir imparatoru infaz etmesi olan bu tabloların Fransa'da sergilenmesine izin verilmedi.Ayrıca, bu resimlerin Goya'nın çalışmalarını anımsattığı ve Picasso'nun Guernica (resim) isimli tablosuna esin kaynağı olduğu söylendi.

Ocak 1871'de, Manet, Pireneler'deki Oloron-Sainte-Marie'yi ziyaret etti. Yokluğunda arkadaşları adını Paris Komünü'nün Ressamlar Federasyonu'na yazdırdılar. Manet Paris'ten büyük ihtimalle semaine sanglante (kanlı pazar) sonrası uzak kaldı. Berthe Morisot'a 10 Haziran 1871'de yazdığı bir mektupta "Paris'e birkaç gün önce döndük" diye yazdı. (Kanlı Pazar 28 Mayıs sona ermişti.)

Budapeşte'deki Güzel Sanatlar Müzesi Barikat isimli suluboya tablosuna sahiptir. "Barikat"'ın bir diğer versiyonu da özel bir koleksiyoncudadır.

Paris
Manet, çalışmalarının çoğunda Paris'in sokaklarından manzaralara yer verdi. Örneğin, "Rue Monsnier Decked with Flags"'de kırmızı, beyaz ve mavi flamalar, sokağın iki tarafındaki binaları kaplamaktadır. Aynı isimli bir diğer çalışmasında ise tek bacaklı bir adam koltuk değnekleri ile yürümektedir. Rue Monsnier with Pavers isimli tablosunda ise aynı sokak farklı bir konuyla karşımıza çıkar. Bu resimde insanlar ve atlar yoldan geçerken bazı adamlar yolu onarmaktadırlar.

Ressam, Demiryolu daha bilinen ismiyle Saint-Lazare Garı isimli tablosunu 1873'te çizdi. Bu resimde ondokuzuncu yüzyılın sonlarına ait bir Paris manzarasını konu edindi. Çalışmasında favori modellerinden olan ressam Victorine Meurent'i kullandı. Meurent aynı zamanda Olympia ve Kırda Öğle Yemeği'nde de modellik yapmıştı. Bu resimde kollarında uyuyan bir köpek yavrusu tuttu ve kucağında açık bir kitap vardı. Hemen yanında küçük bir kız çocuğu duruyordu. Çocuk geçmekte olan treni izliyordu.

Manet, bu resimde, geleneksel bir doğa manzarasını arka plan olarak seçmedi. Trenin orada olduğuna dair tek kanıt buharın oluşturduğu beyaz buluttu. Uzaklarda, modern apartmanlar görülebiliyoru. Geleneksel bir kural olan derin boşluk ihmal edilmişti. Resim, 1874'te Paris Salon'da ilk gösterildiğinde eleştirmenler ve ziyaretçiler resmin konusunu şaşırtıcı, kompozisyonunu tutarsız ve çizimini eskiz gibi buldular. Karikatüristler eserle dalga geçtiler. Sadece birkaç kişi resmin modernliğin sembolü olduğunu anlayabildi. Demiryolu, şu anda Washington'daki Ulusal Sanat Galerisi'nde sergilenmektedir.

Geç dönem çalışmaları
Son başyapıtı olan "Folies-Bergère'de bir bar"'ı (Le Bar aux Folies-Bergère) 1882 yılında tamamladı. Bu resim aynı yıl Paris Salon'da sergilendi.

1875 yılında ise Edgar Allan Poe'nun Kuzgun'unun Fransızca versiyonu için taşbaskılar yaptı. Eserin çevirisi ise Mallarmé tarafından yapıldı.[10] 1881 yılında, arkadaşı Antonin Proust'un da baskılarını Fransız Devleti Manet'ye şeref madalyası verdi.

Özel hayatı
Manet, 1863 yılında Almanya doğumlu Suzanne Leenhoff ile evlendi. Leenhoff ile Manet aynı yaştaydılar ve yaklaşık on senedir beraberdiler. Leenhoff ilk olarak Manet ve erkek kardeşine piyano çalmayı öğretmek için Manet'nin babası Auguste tarafından işe alınmıştı. Ayrıca, Auguste'un metresi olduğuna dair dedikodular da vardı. 1852 yılında ise Leenhoff ile Leon Koella Leenhoff'un evlilik dışı bir çocukları olmuştu.

Manet, babasının 1862 yılında ölmesinden sonra Suzanne ile evlendi. O günlerde 11 yaşında yaşında olan Leon Leenhoff'un babası Manet'lerden biri de olabilirdi. Leon, Manet'ye pek çok resminde poz verdi. Bu resimler arasında en meşhuru "Kılıç Taşıyan Oğlan" (1861) idi. Ayrıca "Balkon" isimli resimde arkada duran çocuk da Leon'du.

Ölümü
Manet, kırklı yaşlarında yakalandığı frengi ve romatizma sebebiyle vefat etti. Hastalık, ressamın büyük ağrılar yaşamasına ve ölümü yaklaştıkça da kısmi felç geçirmesine sebep oldu.

Sol ayağı kangren sebebiyle kesildi. 1883 yılında, Paris'te 51 yaşındayken vefat etti ve şehirdeki Cimetière de Passy'e gömüldü.
BİR İNCELEME YAZISI:
EDOUARD MANET ve FOLİES BERGERE BARI
Şule Nurengin Beksaç, MA
Edouard Manet (1832–1883) Avrupa resim sanatı tarihinin en önemli ustalarından biri olarak çağına damgasını vurmuştur. Varlıklı ve saygın Parisli bir ailenin çocuğu olması ona önemli bir destek sağladığı gibi sanat yaşamının daima şehirli bir anlayışla ortaya konmasında da önemli bir etmen olmuştur. Babası Adalet Bakanlığı’na bağlı bir yargıç , annesi de önemli bir diplomatın kızı ve Mareşal Bernadotte’nin torunudur. Bu nitelikleri itibariyle Fransız Devrimi sonrasında oluşan sosyal yapılanmada ailesinin konumunun önemi anlaşılmaktadır. Edouard Manet genç yaşlarında resme ilgi duymuştur. Babasının hukuk eğitimi alması isteği de, denizcilik hevesleri de sonuçsuz kalmıştır. Bu denizcilik arayışları esnasında da resme olan ilgisi defterler dolusu çizimlerinde kendisini göstermiştir. Daha sonra döneminde saygın bir ressam olan Thomas Couture’ün atelyesine girmişse de önemli gelişimini Louvre’daki ünlü ressamların eserleri üzerine yaptığı gözlemleriyle yapmıştır. Özellikle de Frans Halls, Tiziano, Giorgione, Tintoretto, Velazquez ve Goya’nın sanatçı kimliğinin gelişiminde önemi büyüktür. 1853- 1856 yılları arasındaki bu olgunlaşma sürecinde ressamın İtalya, Hollanda, Almanya ve Avusturya’ya yaptığı yolculuklar sanat anlayışının şekillenmesinde önemli izler bırakacak ve onun eski ustalarla olan bağını daha da güçlendirmiştir. Bu seyahatler dışında, daha ileriki yaşlarda İspanya’ya yapmış olduğu yolculuk da her ne kadar sanatçıya istediği mutluluğu vermemişse de sanat yaşamı için önemli bir etki sağlamış, Velazquez ve Goya gibi ustaları daha iyi tanımasına imkan tanımıştır. Sanatçı adeta eski ustaların 19. yüzyıldaki bir takipçisi olmaya gayret etmiştir. Bütün geleneksel ustalar ve onların eserlerine duyduğu hayranlığa rağmen Manet’nin Klasik Anlayışı sürdürmek gibi bir çabası olmamıştır. Aksine Klasik Sanatı sürdürme çabalarının resmi çıkmaza soktuğuna inanması onun geçmiş ve gelecek arasında kalan bir köprü oluşturmasına imkan tanımıştır. Her ne kadar siyah ve koyu renkler kullanma tutkusu onun eskiyle bağlarını tap olarak koparamaması anlamına gelse de, gördüğünü resme aktarma ve anlık olanı yakalayıp yansıtma eğilimi Manet’nin farklı tarzını ortaya koyuyordu. Sanatçının gereksiz ayrıntılardan kaçınması ve ışık gölge oyunlarına kapılmaması ve özellikle de bunlardan uzak durması, gelenekselden tam olarak kopamasa da yeni bir sanatsal anlayış olan İzlenimci anlayışa bağlanan bir köprü oluşturmaktadır. Özellikle uygulama açısından eski ve yeni arasındaki bağlayıcı konumu, çağının gördüğü ve çoğunlukla sosyal açıdan önem taşıyan gerçek olan görüntüyü resmetme anlayışıyla Gerçekçilik anlayışına eğilim gösteren, ama anlık olan ve sosyal içerikten çok görselin yalıtılmışlığını yeğleyen görüntüyü model olarak esas kabul eden İzlenimcilik anlayışla da çok sıkı ilişkileri belirgin olan niteliğiyle de Gerçekçilik ve İzlenimcilik arasında da bir bağ kurmaktadır. Manet’nin sanat yaşamında kendi çağdaşı olan ressamlar kadar, çağının ünlü yazın adamları ve hatta şahsen bu yazın adamlarıyla kurduğu dostlukların önemli etkisi olmuştur. Çağının ünlü devrimci ustası, ressam Courbet ve onun Gerçekçi anlayışından önemli ölçüde etkiler aldığı gözden kaçmayan Manet’nin 1858 de tanıştığı 19.yüzyıl Fransız Edebiyetı’nın en önemli kişilerinden olan Şair Baudelair ile olan dostluğunun ve bu şairin sanat anlayışının sanatsal kimliğini oluşturmadaki rolü önemlidir. Şaire göre ‘ Yaşamın kendisi sanat için gerçek bir esin kaynağıdır. ‘ Bu noktada, özellikle düşün adamı Proudhon ‘un önderliğini yaptığı Positivist düşünce akımından kaynak alan ‘ Sanat, bilim gibi gerçeği yansıtmalıdır ‘ düşüncesiyle beslenen Manet, Baudelair’in düşüncelerini en yalın ve en iyi biçimde yansıtabilen ressam olmuştur denebilir. Manet’nin sanat yaşamında önemli etkisi olan, çağını bir başka önemli Yazın adamı da Emile Zola olmuştur. Özellikle her ikisi arasında kurulan dostluğun karşılıklı etkileşimler kadar, Manet’nin tanınmasında Zola’nın övgü dolu yazılarının da önemi büyüktür. Gerçekçiliğin alçak gönüllü sınırlarını da aşan sosyal gerçeğin en yalın biçimde ifade edilmesini savunan Naturalist anlayışın temsilcisi olan Zola’nın ressamla olan yakın dostluğu her ikisinin de özellikle ‘ Nana ‘ adını taşıyan yapıtlarında ortaya çıkan bir diyalog içinde bulunmalarının en güzel örneğidir. Her iki ustanın elinde çarpıcı bir nitelik kazanarak yalın biçimde ifadesini bulan sosyal bir yaranın ifadesi olarak Nana hem bir tablo hem de roman olarak (1) Sanayi Devrimi sonrasında önemli bir metropol olarak Paris’te yaygınlık kazanan Fuhuş ve insanın bir meta unsuru olma olgusuna dikkat çekmektedir. 1866 yılında tanıştığı Monet ve Pissaro Manet’nin çevresinde bulunan önemli ressamlar arasındadır. Ayrıca Degas ile de önemli bir dostluk ilişkilerinin bulunduğu bilinmektedir. Ekonomik durumunun iyi olması Manet’nin özellikle Monet için yaptığı yardımlarla belgelenen bir biçimde arkadaşı olan ressamlara önemli bir ekonomik destek sağlamasına rağmen onlarla birlikte yeni eylemlerde yer almaması sergilerine katılmaması, daima kendi başına hareket etme isteğini ve aynı zamanda da sosyal ve politik açıdan çekimserliğini göstermektedir. Manet daima yeni arayışlara, deneylere ve uygulamalara açık bir sanatçı olarak dikkat çekmektedir. Bu durumun en güzel kanıtı yapmış olduğu portreler, natürmortlar ve değişik tarzlardaki görünümlere konu teşkil eden kafe, bar ve lokantalar yanında değişik yaşam kesitleri sunan yansımalar olan yapıtlarında kendisini göstermektedir. Bu yapıtlarda belirli ölçüde bir sosyal eleştiri görülse de , sanatçının genelde siyasi etkinlikler ile birlikte , yeni ve öncü eyleme dönük sanat hareketlerinden de uzak durmaya çabaladığı gözden kaçmamaktadır. Bütün çekimserliğine ve dikkatli tutumuna rağmen Manet’nin sanat yaşamı sosyal yaşamı kadar çekingen kalmasına imkan tanımamıştır. Sanatçının baş yapıtları arasında önemli yeri olan ‘ Kırda Yemek ‘( 1862-1863 )ve Olympia (1863) ile başlayan ve yaşam süreci boyunca da sürecek olan Akademik Sanat çevreleriyle önemli bir savaş vermesine neden teşkil edecek bir mücadeleye sürüklenmesinde sanatçının hakim olan çağdaşı akımlardan farklı bir eleştiri ve ironi taşıyan ifadeselliği dışında yeni teknik uygulamalara da yönelik oluşunun etkisi büyüktür. Manet’nin Sanat anlayışı maddiyata ve maddi değerlerin hakimiyet kurduğu bir toplumsal ortamda çağdaşı bir çok sanatçı gibi insanın masumiyetini ve insani değerlerin önceliğini savunan bir nitelik taşımaktadır. Manet tüm şehirli burjuva kimliğine rağmen çağının sosyal gerçeklerini ve sanatsal yenilik arayışlarını ortaya koymak istemiştir. Onun ele aldığı gerçeklik tüm yalınlığına rağmen sert ve keskin değildir. İroniktir. Önemli olan resmin gerçeği, resimdeki gerçekliktir. 1848 Başkaldırısı sonrası süreçte, özellikle İngiltere, Almanya ve Fransa’da yaşanan Sanayi Devrimi nedeniyle oluşan Modern Süreç ve değişen toplum ve bu toplumun yaşadığı çarpıcı sosyal gerçekler tüm çağdaşları gibi Manet’yi de derinden etkilemiştir. Modern yaşamın tüm masumiyeti yok ederek insanı tüketmesi, insani değerlerin aşınması ve insanın bir meta unsuruna dönüşmesiyle beslenen sosyal çarpıklıkların varlığı tüm çağdaşları gibi ressamın da önünde duran ve kaçılamaz bir nitelik taşıyan bir gerçek teşkil etmektedir. Akademik sergilere kabul edilmemiş olsa da sanatçı değişik sergileme fırsatlarına sahip olmuş ve tüm tepkilere rağmen yapıtlarını sergilemiştir. Bu durumun en güzel kanıtı 1863 de ‘ Martinet Galerisi’nde açtığı sergi ve İmparator III. Napolyon’un da önerisiyle açılan, Akademik Salon karşıtı Reddedilenler Sergisi ‘nde üç önemli yapıtının sergilenmesidir. 1873 Salonuna ‘ Le Bon Bock ‘ adlı eserinin kabul edilmesi bu mücadeleyi bir ölçüde yatıştırmışsa da Manet ve Akademik çevreler arasındaki çekişme daha sonra Salona eser vermesine rağmen sürmüştür. Bu mücadelelerin sanatçıyı yıprattığı bir gerçektir. 1879 da Amerika’ya götürülen ‘ Maximilian’ın Kurşuna Dizilmesi ‘ adlı ünlü yapıtıyla ülkesinin sınırları dışında çektiği ilgi yanında 1880 de Paris’de açtığı kişisel sergi , 1881 Salonu ‘nda kazandığı Madalya ve 1882 de Legion D’Honneur nişanı alması da , bu süreçte önemli sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bulunan sanatçı için önemli bir sevinç kaynağı olmamış , sadece bir onur kaynağı teşkil etmiştir. 1883 Nisan ayında ölen sanatçının ardından önemli bir sergi açılmış ve önemi vurgulanmıştır. Bu sergi için hazırlanan katalog ön sözünü de Emile Zola yazmıştır.
Folies Bergere Barı adlı yapıtı 1881 - 1882 arasında hazırlayan Edouard Manet sanat yaşamının son döneminde ölümünden önceki yılda tamamlanmış, Londra’da sergilenmiş ve burada Courtault Institute koleksiyonunda kalmıştır. Folies Bergere Barı, Sanat Tarihinin genel gelişimi içinde önemli bir eser olarak, Manet’nin ünlü yapıtlarıyla birlikte anılan ve gerçekten sanatçının bütün sanat deneyimlerinin bir potada eritilmesi gibidir. Bu nedenle sanatçının sanat anlayışı ve gelişiminin bu yapıtın öneminin anlaşılmasında önemi büyüktür. Bu eser sadece ressamın kendisinin değil , aynı zamanda çağının ve tüm Avrupa resim sanatının da önemli kavşaklarından birini oluşturmaktadır. Bir çok noktadan sanatçının kişiliği, sanat anlayışı, çağının ruhu ve sanatçının da paylaştığı ortak sanat dili ve içinde yer aldığı sosyal çevrelerin ve sosyal ilişkilerin yapıtın önem, değer ve algılanmasında çok büyük bir rol oynadığı gözden kaçmamaktadır. Aynı zamanda bu yapıt teknik olarak da önemlidir. Burada klasik ve geleneksel resim anlayışının biterek yeni modern resim anlayışının başlaması arasında bir köprü olduğunu gösteren teknik uyarlamalara rastlıyoruz. Resim ana niteliği itibariyle şiirsel bir görselliğe sahiptir. Mekan olarak Paris’in o dönemde en tanınmış eğlence mekanlarından biri olan Folies Bergere Barı’nı seçmiştir. Bu mekanın Manet’nin sanatçılarla birlikte bulunmaktan hoşlandığı yerlerden biri olduğu bilinmektedir. Paris ‘in sosyal yaşamı ve gece hayatından hoşlanan biri olan ressamın daha önceki başka yapıtlarında da olduğu gibi bu ortamı iyi bilen biri olarak ele aldığı görülmektedir. Sahnenin temel öğesi olan sarışın genç kadın siyah bir elbise içinde beyaz teni ve sarı saçları iyice belirtilecek şekilde ele alınmıştır.Bar içindeki ortamda bu genç kadın arkasında yer aldığı tezgaha dayanmış ve dalgın bakışlarla seyirciye yönelmiştir. Bakışları boşluğa yönelik olsa da seyircinin tüm ilgisini üstünde toplayacak şekilde ele alınmıştır. Bu giysinin çalıştığı barın görevlileri tarafından giyilen bir tür üniforma olduğu anlaşılmaktadır. Göğüs dekoltesi üstünde ilgi çekici bir öğe olarak bu genç kadınla bütünleştiği fark edilen bir demet küçük çiçek iliştirilmiştir. Genç kadının bulunduğu alanın hemen arkasında yer alan büyük aynaya yansıyan görüntüden da anlaşıldığı gibi çok kalabalık olan bu mekan içinde kendi dünyasına kapanmış gibi durmaktadır. Böylece kalabalık içinde bu tezgahtar kızın yalnızlığı vurgulanmıştır. Tezgahın arkasında duran ve göğüs dekoltesinde bir demet çiçeğin özenle belirtildiği bu genç kadın ile özdeşen ilginç bir başka öğe olarak tezgahın üstünde içki şişeleri arasında duran bir cam bardak içindeki zarif çiçekler de bu genç kadın için ilginç bir göndermedir. Aynanın önündeki genç kadının duruşu ve içki şişeleri arasındaki çiçeklerin bulunduğu bardağın durumu ilginç bir biçimde seyirciyi bu ortamdaki kadının zarafet , yalnızlık ve güzelliğiyle birlikte tezgahta satışa sunulan nesneler arasındaki insani kimliğine yönlendirmektedir. Bu tezgah üzerinde yer alan çiçekler, içinde meyveler bulunan meyve tabağı ve pahalı içkilerin bulunduğu içki şişeleri sanatçının bu süreçte özenle sürdürdüğü natürmort çalışmalarının da bir noktada sonuca ulaştığı bir yerdir. Bütün natürmort öğeleri arasında sadece yaşayan bir öğe olarak genç kadın varlık bulmaktadır. Diğer insanla ilişkili öğelerde aynadan yansıyan ikincil görüntülerdir. Bu olgu bir ikilem yaratmakta ve genç kadının aynadaki yansımasıyla ilginç bir açılım sergilemektedir. Resmin sağ tarafında aynadaki yansımadan anlaşılan bir optik düzenleme ile sanatçı kızın seyircinin görmediği bir kişi ile iletişimine yönlendirme yapmaktadır. Bu yansımadan esasında genç kadının yalnız olmadığı anlaşılmaktadır. Yansımada yüksek silindir şapkası ve elindeki içki bardağı özenle belirtilmiş bir adam görülmektedir. Genç kadına dikili gözleriyle dikkat çeken bu adamın özenle belirtilmiş bu öğeler doğrultusunda Paris gece hayatının müdavimlerinden varlıklı biri olduğu fark edilmektedir. Özellikle başındaki şapkası bu dönemin bir çok yapıtıyla uyuşum içinde bu sosyal statüyü yansıtmaktadır. Bu noktada ilginç olan, ilk anda gerçek görüntüsünde sakin ve kayıtsız görülen genç kadının bu aynadaki yansımasında bu adamla belirli bir iletişim içinde bulunmasıdır. Folies Bergere Barı esas itibariyle iki farklı eğilimin bir araya getirildiği görsel bir kurguya sahiptir. Aynı zamanda hemen hemen iki anlayış da Manet’nin kendi yaşamında olduğu gibi iç içe geçmiştir. Önde genç kadın ve çevresinde görülen nesnelerin oluşturduğu geleneksel bir görüntüye karşın arkadaki aynada yansıyan görüntülerin tamamen İzlenimci tarza uyan bir renkler dizgesi içinde ışık oyunlarıyla renklerin kaynaştığı ve klasik biçimlerin aşıldığı şekilde ifade edilmesi önemlidir. Aynada yansıyan görüntü 1870-1880 yıllarında açılışının ardından büyük bir ilgi derleyen ve ününü 130 yıl boyunca koruyan Paris gece hayatının önemli merkezlerinden biri olan Folies Bergere Barı ‘ nın hatırı sayılır müşterileri içi ayrılmış Loca kesimidir. Bu renklerle ifadesini bulan topluluk içinde özellikle ressamında yakın arkadaşı olan ve Paris gece hayatının gözde kişilikleri ve bu ortamın gözde kadınları hemen göze çarpmaktadır. Bu kadınlardan özenle belirtilmiş olanların beyaz giysili Mery Lauren diğeri ise aktrist Jeanne de Marsey olarak teşhis edilmektedir. Dönemin pahalı fahişeleri tarafından olduğu kadar, zengin ve soylu hovardalarıyla sanatçıların da rağbet ettiği bar daima şehirli bir burjuva olma özelliğini kaybetmemiş olan Manet için de önemli bir mekan olmuştur. Müşterilere içki ve aşk satıldığı bu barın atmosferi dönemin Gerçekçi yazarlarından Guy De Maupassant’ın (Manet’nin tablosundan üç dört yıl sonra) 1885 de yayınlanan ‘ Belle Amie ‘ adlı romanında çok güzel yansıtılmıştır. Bu romanda anlatılan abartılı biçimde makyajlı bar çalışanı kadınlardan farklı olarak Manet’in tablosundaki barmen yalın güzelliği ve gençliğinin tazeliğiyle, taze çiçeklerle paralel bir biçimde ele alınmıştır. Tabloya modellik eden genç kadının kimliği de çok açık olmasa da belirlenebilmektedir. Adının Suzon olduğu bilinen sarışın genç kadın bu barda çalışan ve Manet’nin de iyi tanıdığı bir kimsedir. Manet’nin bir portresini de yaptığı Suzon, bu tablonun hazırlanışı sırasında ressamın atölyesinde poz vermiştir. Manet’nin arkadaşları ve bazı çağdaşları tarafından kendisinin de barın atmosferine uygun bir yaşam tarzını benimsemiş olduğu belirtilen bu genç kadın hakkında fazla bir şey söylemek zordur. Bu yaşamın içinde yitip giden kazanç unsuruna dönüşmüş kadınları ince bir sosyal eleştiri konusu olarak Olympia’dan (1863) başlayarak defalarca değişik yapıtlarında ele alan Manet için Suzon’un ve poz verdiği tablonun çok da farklı olmayan sosyal bir son bir hesaplaşma ürünü olduğu gözden kaçmamaktadır. Özellikle genç kadının tüm yalın güzelliği ve saflığıyla gösterildiği ön plan gerisinde yer alan aynadaki yansıması bu noktada ilginç bir göndermede bulunmaktadır. Bu yansımada görülen adam özellikle açık bir sosyal eleştiri olan ‘ Nana ‘ ve diğer bazı tablolarındaki iz düşümler ışığında Manet’nin burada ifade etmek istediği katı gerçeğe ışık tutmaktadır. Bu noktada Manet’nin bu baş yapıtı için çok şey söylendiği bir gerçektir . Fakat bunların da önemli bir bölümü de çağın popüler ‘ La Parisienne ‘ miti ve bu mit çevresinde şeklenmiş olgular ve erotik temelli söylemler olarak karşımıza çıkmaktadır (2). Çoğunlukla da 19. yüzyılda şekillenen kapitalist toplumun keskin bir eleştirisiyle insanın tükenişi ve masumiyetin kaybedilişi olgusuna yönelik olarak tablonun değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Tam anlamıyla yeni bir sanat dilinin temsilcisi olan tablo, akademik anlayışa göre teknik açıdan başarısız, işlediği konu ve ifade ettiği sosyal eleştiri açısından da ürkütücü olan Folies Bergere Barı , bu tip teknik deneyimler ve sosyal eleştirilerin daha da keskin bir biçimde ifade edildiği bir süreçte yapıldığı için ressamın erken eserleri gibi büyük tepki görmemiştir. Sanat Tarihi’nin teknik ve içerik açısından önemli bir aşamasını temsil eden bu baş yapıt, Manet ‘nin yakın dostu Baudelaire’ in savunduğu gibi görüntünün saf ve anlık kalitesi içinde bulunduğu an ve ortamla kaynaşmakta ve arka planda bulunan sosyal eleştiriyi yepyeni bir teknik uyarlamayla ortaya koymaktadır. |
DİP NOTLAR |
1 ) Manet’nin Nana adlı tablosu 1877, Emile Zola’nın Nana adlı romanı 1880 tarihlidir. 2 ) Ross, N S G 1982 |
KAYNAKÇA |
Armstrong, C Manet/ Manette. New haven, 2002, Sanat ve Bilgi dergisinden alınmıştır. |




















.jpg)





