LAUTREC, Henri de Toulouse (d. 24 Kasım 1864, Albi - ö. 9 Eylül 1901)

Fransız ressam. Tarih 24 Kasım 1864. Fransa’nın güneyindeki Albi kentinde, Hotel de Bosc’un bir odası. Kont Alphonse de Toulouse-Lautrec’nin eşi Adele, doğum sancılarıyla boğuşmaktadır.
Sabaha karşı saat 06.00 sularında Henri dünyaya gelir. Böylece başlar ünlü ressam Henri de Toulouse-Lautrec’nin yaşamı. Birkaç yıl sonra Henri’nin küçük kardeşi Richard doğar. Ama ne yazık ki çok uzun yaşamaz ve 1868 yılında, henüz bir yaşındayken ölür. Genç çift bu olayın ardından ayrılır. Henri için zor günlerin başlangıcıdır bu tarih. Artık mutlu bir aile yuvası çok uzağındadır.
Her ne kadar annesiyle kalsa da mürebbiyeler tarafından büyütülür. Kontes 1872 yılında sekiz yaşındaki Henri’yi de yanına alarak Paris’e taşınır.
Ekim ayında küçük Henri, Fontanes Lisesi’ne kayıt olur. Buradaki yılları güzel geçecektir. Resim merakı okul döneminde başlar. Kitaplarının üstü skeçler ve karikatürlerle doludur.
İlk resim derslerini babasının da arkadaşı olan sağır dilsiz hayvan ressamı René Princeteau’dan alır.
Daha Paris’e geleli üç yıl olmuştur ki, Henri’nin bir kemik hastalığına sahip olduğu anlaşılır. Bedensel gelişimi neredeyse durmuştur. Kontesle birlikte Albi’ye dönerler. Pek çok doktorun fikirleri alınır ve Henri özel bir bakım altında yaşamaya başlar. Böylece okul yaşamı biter ve eğitimini özel derslerle sürdürür. Artık zamanının çoğunu kitap okuyarak ve resim yaparak geçirmektedir.

1878 yılında geçirdiği bir kaza sonucu sol bacağı kırılır. Henüz sol bacağı iyileşmemiştir ki, 1879 yılı ağustos ayında annesiyle birlikte Barèges’te yürürken tekrar düşer ve sağ bacağını da kırar. Uygulanan hiçbir tedavi işe yaramaz. Ancak bastonlar yardımıyla yürüyebilmektedir. Her iki bacağı da son derece ince ve kırılgandır. Henri artık sakattır.

Henüz 15 yaşında olan genç delikanlının en hareketli geçmesi gereken çağı, fiziksel acılarla dolar. Bu zorlu dönemde amcasının da teşvikiyle resme daha fazla yönelir. Bedensel özrü nedeniyle içinde biriken enerji onu daha da üretken kılmaktadır. 1881 yılına gelindiğinde farklı tekniklerdeki çalışmalarının sayısı 2400’e ulaşır. Ressam olmaya karar vermiştir. Annesiyle konuşur ve Paris’e giderek Princeteau’nun stüdyosunda çalışmaya başlar.

Princeteau’nun stüdyosunda geçen bir yıl boyunca pek çok ressamla tanışır. 17 Nisan 1882’de Princeteau ve Henri Rachou’nun tavsiyesiyle ünlü sanatçı Léon Bonnat’ın atölyesine geçer. Léon Bonnat, Paris Akademisi’nin hoşgörüsüzlüğüyle tanınan öğretmenlerinden biridir. Eylül ayında Bonnat’ın stüdyosu kapandığında, Ferdon Cormon’un stüdyosuna devam etmeye başlar. Sınıf arkadaşları arasında Rachou, Albert Grenier, Charles Laval, François Gauzi ve Louis Anquetin gibi isimler vardır.
_1895.jpg)
Emile Bernard ve Vincent Van Gogh’la da burada tanışır. Van Gogh’la tanışması onun için bir dönüm noktası olur. izlenimciliğe bir tepki olarak doğan post-empresyonistlere katılır. Bu akım tüm geleneksel kuralları alt üst eder. Akımın temsilcileri, çalışmalarına sadece gördüklerini yansıtmak yerine kendi kişisel dünyalarını da katarlar. Sonraki tarihlerde Toulouse Lautrec de, Van Gogh gibi ressamlarla birlikte akımın en önemli temsilcileri arasında anılacaktır. 1884 yılında ilk karma sergisini açar.

Ardından ilk ilişkisi gelir. 17 yaşındaki Marie Charlet, aynı zamanda modelidir. ‹lişkileri çok uzun sürmez. İkinci ilişkisini yine modeli olan Suzanne Valadon’la yaşar. Valadon, 1888’de intihar edene kadar onun sevgilisi olarak kalacaktır. Mouilin Rouge da dâhil olmak üzere Paris’in tüm ünlü pavyonlarının ve kabarelerinin düzenli müşterisidir. Çok fazla içer, gece hayatının kendisini yıpratmasına karşın alkol ve eğlence tutkusundan vazgeçmez.

Tüm bu mekânlar, kentin varoşları, dansçılar, fahişeler resimlerinin ana konusudur. Hatta dansçıların ve fahişelerin resimlerini yaptığı için sık sık muhafazakârların eleştirilerini alır. 1891 yılında ilk taş baskılarını ve kendisine ün getirecek ilk posterlerini üretir. ‹lk kişisel sergisi 1893 yılında gelir. 1894–1897 yılları arasında Avrupa’yı dolaşır.

Pek çok sergi açar. 1899 yılında sağlığı hızla bozulur, arkasından depresyon ve halüsinasyonlar baş gösterir. Bir sanatoryuma yatarak tedavi görmeye başlar. 1900 yılında yaşama olan bağlılığı giderek zayıflar, alkole olan düşkünlüğü doruk noktasına ulaşır. 1901 yılında Paris’ten ayrılarak annesinin yanına döner. 9 Eylül günü henüz 36 yaşındayken aldığı çok fazla alkolün etkisiyle hayata gözlerini yumar. Arkasında sayısız tablo, desen ve poster çalışması bırakır.

Modern grafik sanatının şimdiki konumuna erişmesindeki en büyük paylardan biri, hiç kuşkusuz Henri de Toulouse Lautrec’ye ait. O, 1800’ler Paris’inin entelektüel yaşamında derin izler bırakmış, o güne kadar ikinci sınıf olarak görülen afişin bir sanat eseri olarak değer kazanmasını sağlamıştı. Fransa’nın en köklü ve varlıklı ailelerinden birine mensuptu.

Ama hayatı, aristokratların zengin ve soğuk dünyasından çok kentin kenar mahallelerine, dışlanmışların arasına, asilzadeler tarafından hor görülen Paris’in eğlence mekânlarına doğru aktı. Belki bunun nedeni, tüm yaşamı boyunca kendisine eşlik eden fiziksel acılarıydı. Ne de olsa o, her iki bacağı da sakat, geçirdiği kemik hastalığı ve kazalar nedeniyle boyu 1.52 m. olarak kalmış bir adamdı.

Yani asil bir aileden gelmesine rağmen toplumun bir kenara fırlattıklarından biriydi. Ama bu, kentin bohem yaşamında önemli bir yer edinmesine engel olmadı. Bir ressam olmaya karar verip Paris’e yerleştikten sonra Léon Bonnat’tan Ferdon Cormon’a, Emile Bernard’dan Vincent Van Gogh’a kadar pek çok ünlü ressamla tanışarak onların saygısını kazandı.

Hareket özgürlüğü doğuştan kısıtlanmış olan Toulouse Lautrec, resimlerinde en çok doğaya, insanlara ve kent yaşamının canlı yüzlerine yer vererek döneminin görsel günlüğünü tuttu. Onu ilk ünlü yapan, Paris’in dünyaca ünlü pavyonu Moulin Rouge için tasarladığı afişti. Oysaki afiş, o tarihte baskıyla çoğaltılabilen, kopyaları çıkarılabilen basit bir reklam aracı olarak görülüyordu.

Fakat Toulouse Lautrec’in göz dolduran tasarımlarıyla afiş, ucuz bir baskı nesnesi olmaktan çıktı. Söz konusu olan sanatı olduğunda o, özgür bir ruh ve sınır tanımayan biriydi. Peki, neydi onu böylesine cesur işlere imza atmaya iten? Bu sorunun yanıtı, acılarla dolu yaşamının ayrıntılarında gizlidir.

Henri de Toulouse Lautrec, 1800’ler Paris’inin entelektüel yaşamında derin izler bırakmış, o güne kadar ikinci sınıf olarak görülen afişin bir sanat eseri olarak değer kazanmasını sağlamıştı. Yapıtlarında hareketi etkisi altında kaldığı Degas gibi anatomik kurallara bağlı olarak betimliyordu. Amacı serbest akıcı çizgiler ve renk aracılığıyla hareketin özünü yakalamaktı; dolayısıyla çizgilerinin anatomik açıdan doğru olmasına aldırmıyordu. Rengi çok yoğun kullanıyor ve renk lekelerini birbiri üstüne gelecek biçimde dağıtıyordu.

Lautrec her şeyiyle bir kent insanıdır. Modern çağda oluşan, insanı dışlayan ve her şeyin pazara uyarlandığı bir kent ortamının marjinalidir o. Varlıklı olmasına karşın eksik bedeniyle itilmişlerin arasındaki yaşamı onun bilinçli seçimidir. Lautrec en sıkıntılı anlarında bile bu mekanlardan hiç kopmamıştır, varoluşunu da tükenişini de kent boheminde yaşamıştır hep -- Gerçekten böyle midir? Yoksa tüm bu yazılanlar sanatçının ölümünden sonra ona yüklenen birer görev midir? Ya da toplumun her dönem için bir kült yaratma histerisi midir? Değilse nedir?

Son olarak eşsiz yönetmen büyük usta Federico Fellini de kendisi hakkında - Lautrecin ölümünden yıllar sonra doğmasına rağmen - yorum yapmadan geçememiş...
_1895-6.jpg)
"Güzelim dünyadan nefret eden bu soylu kişi; en güzel, en değerli çiçeklerin dahi terk edilmiş topraklar üzerinde ve çöpler arasında yetiştiğine inanıyordu. Bütün insanları seviyordu ama; derinlemesine yaralanmışları daha çok seviyordu. Kötü eğilimler arasında onun nefret ettiği şeyler; sinsilik, ikiyüzlülük ve yapmacık davranışlardı. Sadeydi, gerçeği yansıtıyordu. Çirkinliğine karşın benzersizdi."
_1887-8.jpg)
Bir Yazı:
Acının eş zamanlı dağılımı
Toulouse Lautrec, fiziksel sıkıntıları olmasa, bir cerrah ya da sporcu olmayı tercih edeceğini söylemişti. Belki de onun bu dileğinin gerçekleşmediğine sevinmek gerek. Bedensel aczi tarafından kamçılanan olağanüstü yeteneği, modern grafik sanatının temellerini attı. Her geçen gün yeni bir acı ve sıkıntıyla beslenen bu adam, çevresinde dönüp duran kentli alt üst oluşu, sarsıcı bir estetikle yeniden ve yeniden üretti.

Modern grafik sanatının şimdiki konumuna erişmesindeki en büyük paylardan biri, hiç kuşkusuz Henri de Toulouse Lautrec’ye ait. O, 1800’ler Paris’inin entelektüel yaşamında derin izler bırakmış, o güne kadar ikinci sınıf olarak görülen afişin bir sanat eseri olarak değer kazanmasını sağlamıştı. Fransa’nın en köklü ve varlıklı ailelerinden birine mensuptu.

Ama hayatı, aristokratların zengin ve soğuk dünyasından çok kentin kenar mahallelerine, dışlanmışların arasına, asilzadeler tarafından hor görülen Paris’in eğlence mekânlarına doğru aktı. Belki bunun nedeni, tüm yaşamı boyunca kendisine eşlik eden fiziksel acılarıydı. Ne de olsa o, her iki bacağı da sakat, geçirdiği kemik hastalığı ve kazalar nedeniyle boyu 1.52 m. olarak kalmış bir adamdı. Yani asil bir aileden gelmesine rağmen toplumun bir kenara fırlattıklarından biriydi. Ama bu, kentin bohem yaşamında önemli bir yer edinmesine engel olmadı.

Bir ressam olmaya karar verip Paris’e yerleştikten sonra Léon Bonnat’tan Ferdon Cormon’a, Emile Bernard’dan Vincent Van Gogh’a kadar pek çok ünlü ressamla tanışarak onların saygısını kazandı. Hareket özgürlüğü doğuştan kısıtlanmış olan Toulouse Lautrec, resimlerinde en çok doğaya, insanlara ve kent yaşamının canlı yüzlerine yer vererek döneminin görsel günlüğünü tuttu.

Onu ilk ünlü yapan, Paris’in dünyaca ünlü pavyonu Moulin Rouge için tasarladığı afişti. Oysaki afiş, o tarihte baskıyla çoğaltılabilen, kopyaları çıkarılabilen basit bir reklam aracı olarak görülüyordu. Fakat Toulouse Lautrec’in göz dolduran tasarımlarıyla afiş, ucuz bir baskı nesnesi olmaktan çıktı. Söz konusu olan sanatı olduğunda o, özgür bir ruh ve sınır tanımayan biriydi. Peki, neydi onu böylesine cesur işlere imza atmaya iten? Bu sorunun yanıtı, acılarla dolu yaşamının ayrıntılarında gizli…
















































