DAUMIER, Honore (1808 Marsilya - 1879 Valmondois)
Fransız ressam, taş basmacı, gravürcü, desenci, heykeltıraş. Özellikle karikatürleriyle tanınan Daumier, cesur, politik yaklaşımları nedeniyle bir çok kez hukuksal sorunlar yaşamıştır. Çağının toplum ve politika yaşamına tanıklık eden Daumier, özgün taşbaskılarıyla seçkinleşir.
Suchkov’a göre rönesans kültürünün yaşam dolu, iyimser dünyası, kentsoylu toplumsal ilişkilerin ortaya çıkmasıyla birlikte tarihe karışmış ve edebiyat alanında olduğu gibi sanatta da yoğun toplumsal çelişkiler kendini göstermeye başlamıştır. Gerçekten de ondokuzuncu yüzyıla girerken Goya ile başlayan, oradan yüzyılın sonlarına doğru toplumsal değişimlerin ve devrim hareketlerinin belirlediği bir akım haline dönüş anlayışların temelinde, Rönesans hümanist ilkelerinin çöküşü vardır.

Sanatçı, o zamana kadar dayandığı ilkelerin, sanayi devriminin ortaya çıkardığı değerlerle yer değiştirdiğini görmektedir artık. Özellikle Barbizon ressamlarının bir bölümü Courbet, Millet ve Daumier, geçen yüzyılın sonunda derece derece toplumsal ilişkilerden kaynaklanan bir anlayışı yaygınlaştıracaklar, bu alanda yeni bireşimlerin temelini atacaklardır.

Daumier, bu sanatçı grubu içinde anlatım olanaklarının değişikliği ve sanatla gülmece arasındaki geçişin duyarlı noktasını iyi saptamış olmasıyla kendine özgü bir yer tutar. Gene de öteden beri sanat tarihçileri, onun sanatını sınıflamada canıtez davranmamışlardır. Bunun nedeni, Daumier’nin bir yandan romantik ve simgeci, öte yandan gerçekçi eğilimleri içermiş olması, ayrıca sanatla karikatür arasında belirsiz bir noktada durmuş olmasıdır.

Ona, modern karikatürün babası diyerek gülmece çizgisinde öncü niteliği verenler bulunduğu gibi, eleştirici ve toplumcu gerçekçi akımı içinde yer ayıranlar da var. Bu ikinciler, kuşkusuz onun sanatını karikatürden çok, bildiğimiz anlamda sanata daha yakın görüyorlar. Bunda da hakları yok değildir. Çünkü Daumier’nin çağını alaya alan, politika cambazlarını kıyasıya eleştiren, resimleri, öncelikle görsel planda özgün bir çizgi karakteri gösterir.

Daumier’nin yapıtlarından “Sanat Üzerine Yazılar”da övgüyle söz eden Baudelaire, onun geleneksel anlamda portreler yapmadığını, belli bir tipi belirleyen çizgilerin tanımlayıcı bireşiminde, o tipi somutlaştırdığını belirtiyor. Bu çapta ve nitelikte, bir başka sanatçı yoktur Baudelaire’e göre. O, karikatür kadar modern sanatın da içindedir.

Honoré Daumier, 26 Şubat 1808’de Marsilya’da Jean-Baptiste Daumier adlı bir camcı ustasının oğlu olarak dünyaya geldi. Yedi yaşına gelince, ailesiyle birlikte Paris’e yerleşti. Orada önceleri bir mahkeme mübaşirinin ve çeşitli kitapçıların yanında ayak işlerinde çalıştı. Elinin, desen çizmeye yatkınlığı vardı. Bu nedenle, krallık müzesi yöneticisi Alexandre Lenoir’ın yanında bir süre çalıştı. Lenoir sanatta, geleneklerden yana bir görüşe sahipti. Daumier’ye David’in üslubunu kabul ettirmeye kalkıştı. Fakat Daumier, daha çok antik sanata, Rubens ve Rembrandt’ın yapıtlarına yakınlık duyuyor, Louvre’da bu sanatçıların tablolarını inceliyordu.

Bir ara Boudin Akademisi’ne girdi; orada halk ressamı Jeanron’la birlikte çalıştı. Ertesi yıl “Ricourt” dergisinde ilk politik karikatürünü yayınladı. Öğrenimini, Louvre Müzesi’nde incelemeler yaparak ilerletti. Sanat atölyelerine devam etti. Bir arkadaşından taş basması tekniğini öğrendi. İlk denemesini 1822’de yaptı. Bir yandan da Yunan heykelcilerinden ve büyük sanatçılardan kopyalar yapıyordu. Ama ekmeğini daha çok karikatürlerinden çıkarmak yanlısıydı. Ramelet adlı bir arkadaşından, o sıralar pek gözde olan taş baskı tekniğini öğrendi.

Politik taşlamaların geniş bir yer aldığı “Caricature” dergisinde, aynı zamanda iyi bir taşbaskı sanatçısı olan Philippon’un yanında çalışıyordu. Dergi, Louis-Philippe yönetimine karşı savaş açmıştı. Orada kralı obur bir adam olarak gösteren, “Gargantua” adlı deseni için, Louis-Philippe ile alay ettiği gerekçesiyle kovuşturma açıldı ve Daumier, Sainte-Pélagie’de altı ay hapis yattı. Dergi de 1835’te kapatıldı.

Bunun üzerine, Daumier, karikatürlerini bu kez “Charivari”de sürdürdü. O dönemde toplumsal savaşın organı olan bu dergi için Stendhal, kitlelerin seslerini duyurdukları bir yer deyimini kullanıyordu. Daumier’nin orada çizdiği karikatürler arasında “La Fayette’in Batışı”, “Yasal Karın” ve “Transonain Sokağı” gibi yapıtları ün kazandı.

Karikatür türündeki çalışmalarını 1872’ye dek sürdürdü. Ele aldığı konular arasında toplumsal ve siyasal taşlamalar, savaş sahneleri, sokak yaşamı, para babası bankerler, adliyeciler, avukatlar, burjuva toplumlarının görenekleri, yazarlar, sanatçılar, oyuncular anılabilir. Bu alanda 4.000 kadar karikatür çizdi. Karikatürlerinin sanat değerinin yanı sıra tarihî değeri de vardır.

Ünlü resimleri arasında, “Temmuz Ayının Bir Kahramanı” (1831) adlı resmi, altı ay hapse mahkûm olmasına yol açan “Gargantua” (Louis-Philippe’in karikatürü, 1831), “Ağabey Dupin ve Guizot’nun Portreleri” (1832), “Yasama Göbeği” (1834) sayılabilir. Daumier, bunlardan başka, tahta üzerine 1.000 kadar gravür, 36 ünlü kişinin kilden büstlerini ve “Göçmenler” konulu bir kabartma yaptı. 2. İmparatorluk döneminde polemikçi ve hicivci olarak çalışması yasaklandı. Parasız kaldı.

1873’te başlayan, gözlerindeki rahatsızlık 1878’de onu yarı körlüğe sürükledi. Cumhuriyet hükûmetince aylık bağlandı. Liberal cumhuriyetçi olarak çizdiği o dönemin parlamentosunun önde gelen kişilerinin Louis-Philippe zamanındaki kayırma ve vurgunculuklarını, Bonapartçıları ve III.Napoléon politikasını eleştiren, alaya alan çalışmalarıyla da ünlüdür.

Bu yapıtlar, Daumier’nin çizgi yeteneğini ortaya serecek düzeyde idi. Hacim anlayışına yol açan işlek ‘bir çizgi, heykeltraş içgüdüsünün yol açtığı cisimleştirme eğilimi, onun çizgilerini karikatürden çok, resme yaklaştırmaktaydı. Sertlikten uzak “grotesque” bir zekânın ürünleriydi bu işler.

Ne var ki Daumier’nin cumhuriyetçi görüşleri, 1835’te çıkarılan sansür yasasıyla iyice baskı altına alınmıştı: 1860—67 yılları dışında, 36 yıl çalıştığı “Charivari”de, taşbaskı desenlerine oldukça geniş bir yer verdi. Aslında 1830 Devrimi, Fransa’da genel bir karikatür tutkusu yaratmıştı. Baudelaire bu dönemi, karikatür sanatçıları için bir “belle époque” sayıyor haklı olarak. Krallık yönetimine karşı, sert bir saldırı görevini yüklenmişti karikatür.
Transnonain Sokağı kırımını konu alan Daumier’nin deseni, bu işlevi yerine getirdiği gibi, gerçekten büyük bir sanatçı olduğunu da kanıtlamıştı. Açıkça, bir karikatür değildi bu; seyrek rastlanan bir çizgi gücü taşıyordu. Belki de bir” tarih” ve -gene Baudelaire’in deyimiyle- “basit ve korkunç bir gerçeklik”ti. Bunu iyice anlayabilmek için, Daumier’nin sanatçı görüşüyle sağtöre görüşünü birbirinden ayırmak gerekiyordu. Büyük ustalar düzeyinde çizen bir sanatçıydı Daumier.
Deseni basit, verimli, içten geldiği gibiydi ama, gene de “zarif” değildi. Sağtöre yönündense, doğal bir renklilik ağır basar. Tahta ve taş- baskı resimleridir bu renklilik izlenimini veren. Oysa, renkçi bir sanatçı değildir Daumier. Yaşamın büyük bir bölümünü desenler kaplar. Ancak son yıllarına doğru yağlıboya resme dönmüştür.
1848 Devrimi’nde Louis Philippe düşünce, Daumier bu kez de Bonapartçı görüşe karşı çıkan karikatürler çizdi. Polemik ve yergi yapması yasaklandığı için, bir ara gazetelere hafif desenler çizmekle yetindi. ‘‘Actualités”’’ ve ‘‘Paris l’Eté” için çizdiği bu desenler genellikle suya sabuna dokunmaz cinstendir. Önemli bir bölümü daha önce “Charivari”de basılan taşbaskı resimlerinin sayısı dört bini bulur.
Aralarında “Banyo Yapanlar” (1839), “Olympe Tanrıları” (1841), “Adalet Adamları” (1845- 1848), “Kiracılar ve Ev- sahipleri” (1848) gibi ünlü diziler vardır. Bağımsız desenleri ise “Güncellikler” ve “İstenecek Olanların Tümü” başlıkları altında toplanmıştır. Bu ve başka desenlerinde, genellikle düzenbazları ve kentsoylu kişileri kıyasıya, acımasızca eleştirir. Fakat bunu, şefkate yakın bir saflık, alçakgönüllü bir takılma havasına dönüştürmekten de geri kalmaz. 1848 Devrimi’nden sonra bu tür desenlerini daha çok “La République”de çizdi. Şimdi Louvre’da bulunan 1848 tarihli ilk yağlıboya tablosu “Cumhuriyet”, yeni yönetim tarafından düzenlenen bir yarışmaya aday gösterilmişti.
Daumier’nin yapıtlarında, Paris yaşamının güncel sahneleri, demiryolu ve sokak görünümleri, soytarılar, amatörler, avukatlar, sanatçılar, kentsoylular, iş adamları, çocuk ve kadınlar önemli bir yer tutar. 1840’ da çizdiği “Paris Tipleri” ve 1845—48 yıllarını içeren “Adalet Adamları” dizileri, bu tür yapıtları arasında ön sırayı tutar. 1833’den başlayarak tahta üzerine bin kadar gravür oydu. Aynı yıllarda “Ortanın Ortası” diye bilinen ünlü politika adamlarından kırka yakınının kilden büstlerini yaptı. Sonradan bronza da dökülen bu büstleri, kimi yazarlar Rodin’in yapıtlarıyla eş düzeyde tutarlar. Louvre’da bulunan 1850 tarihli “Ratopoil” heykeli ve “Göçmenler” adlı kabartma, onun bu daldaki önemli yapıtlarıdır.

Zaman zaman dinsel konuları denedi. Gene 1850 tarihini taşıyan ve şimdi Essen Müzesi’nde yer alan “Biz Barabbas’ı İstiyoruz” adlı yapıt bu türdedir. Cervantes’in ünlü kahramanı “Don Quijote” üzerine çizdiği bir dizi desen, kimi kaynaklarda Daumier’ nin başyapıtı olarak gösterilir. Venturi bu nedenle, onu Goya’dan sonra on- dokuzuncu yüzyılın en büyük illüstratörü olarak tanımlıyor.

Daumier’nin halktan kişileri kendi yaşam koşulları içinde gerçekçi bir üslupla gösterdiği yapıtları arasında, şimdi New York Metropolitan Müzesi’nde yer alan “Üçüncü Mevki Vagonu” ile Lyon Müzesi’ndeki “Garda Bekleyiş”, Peit Palais’deki “Satranç Oyuncuları” tanınmıştır. Bir ara da Rubens’in mirasçısı olarak Barok sanata döndü. Karşıt ışık - gölge değerlerini yaygın biçimde kullandığı bu tür resimlerinden " Kovalayan Nymphe’ler” (1848), “Değirmenci, Oğlu ve Eşeği” (1849) ön sırada gelir.

“Türkiye’de Daumier’den önemli ölçüde feyz aldığı söylenebilecek isimlerin başında, Sanal Müze’nin “Karikatür” bölümünde de yer alan “Üstad” Cemil Cem gelir. Monarşi’den Meşruti Demokrasi’ye geçiş açısından, 75 yıllık bir zaman aralığı ile aynı Daumier’nin yetişme koşullarına bir bakıma benzeyen 20. yüzyıl başı Osmanlı toplumunun önde gelen politik oyuncularını ve diğer tiplerini 1908 İkinci Meşrutiyeti sonrasında çıkardığı Kalem dergisinde yayımladığı hiciv öğeleri içeren karikatürleri, albümleri ve 1928 sonrası karikatürü bırakıp gerçekleştirdiği yağlıboya hiciv içeren resimleri ile Cem, Fransa’daki ustanın izleyicisi olduğunu düşündürtür.

1940’lardan başlayarak seçtiği resim konuları ve tekniğindeki benzerlikler ile Edip Hakkı Köseoğlu’nun çalışmalarından da önemli bir Daumier sevgisinin ve çizgilerinin ve renklerinin izini sürmek mümkündür.

Türk resim sanatının en önemli isimlerinden Cihat Burak’ın da, özellikle Türk toplumunun tüm kesimlerinden tipleri barındıran tuvallerinde ve tek kişiye odaklandığı “hiciv portreleri”nde (Süleyman Demirel, Semra Özal, Kültür Bekçisi) Daumier ustadan feyz aldığı söylenebilir.

Genç kuşak ressamlarımızdan ise, özellikle öğrencilik ve ilk dönem çalışmaları ile olduğu kadar daha sonra gerçekleştirdiği ”Aileler”, “Milletvekili Serileri” gibi resim ve bronz heykel dizileri ile Mevlut Akyıldız da 1980 sonrası dönemde Daumier’yi akla getiren özgün, muzip yaratıcılıklara imza atmıştır.